18 Ekim 2021 Pazartesi

Sosyalist aydın Kutsiye Bozoklar’ın kaleminden: Devrim ve insan olmak

Sınıflı toplumda insanın anasından emdiği sütle birlikte öğrendiği şeylerden; rekabet ve bunun sonucu olan bencillik, vurdumduymazlık, neme lazımcılık duygusundan kurtulacaktır. Sosyalizmin inşası dönüp dolaşıp kötülüğü, yoksulluğu, sevgisizliği yeniden üretecek koşulların varlığını ortadan kaldıracaktır. Sosyalizm insanı insanlaştıracaktır.

Devrim yeni bir dünya, yeni bir toplum ve yeni bir insan demektir. Devrimin yenilgisi insanın da yenilgisidir. "Reel sosyalizm" adı verilen düzenin çözülüşü sosyalizmin çözülüşü sayılmış, uluslararası kapitalizm derhal 'Yeni Dünya Düzeni'ni ilan etmiştir. Çözülüş sosyalizm beklentisi içindeki milyonlarca insanda bir kırılmaya yol açmış, insana ve devrime olan inancı sarsmıştır. Bu, aynı zamanda umutlarda da kırılma, insanın çözülüşü demektir.

Sosyalizmi gerçekleştirmek için mevcut egemenlik ilişkilerini, mülkiyet tarzını ve bunun içinde barındırdığı eşitsizlik ilişkilerini değiştirmek bir başlangıçtır. Ancak önemli olan bir kopuşa yol açabilmektir. Kopuş ise ideolojik, politik, etik, estetik, kişisel tüm alanları kapsamalıdır. Sosyalizm koşullarında aşk, sevgi, aile, gereksinme dahil pek çok kavramın içeriği değiştirilecektir. "Özel mülkiyet çerçevesinde şeyler ters bir anlam kazanırlar. Herkes bir başkasına yeni bir gereksinme yaratıp onu yeni bir bağımlılığa sokmaya, yeni fedakarlıklara sürüklemeye, yeni bir doyum yoluna alıştırmaya; herkes başkasının üzerinde dışsal bir egemenlik kurup kendi bencil gereksinmelerini doyurmaya bakar. Her yeni ürün, karşılıklı dolandırıcılık ve karşılıklı soygunculukta yeni bir potansiyeli temsil eder. İnsan, insan olarak yoksullaşır" der Marks. İnsanın yoksullaşmasının en uç noktasıdır ilan edilen yeni düzen. Sosyalizmi kurmak insanın yoksullaşmasına son verecektir.

Özel mülkiyete dayanan kapitalizm koşullarında eşyanın insan üzerine kurduğu egemenlik gittikçe güçlenirken insan da giderek metalaşmıştır. Böylece, yaşamak mülk edinmekten daha değersiz hale gelmiştir. Öyle ki, insanın gerçek değeri ne olduğuna değil, sahip olduğuna bakılarak ölçülür olmuştur. İnsan kişiliği sahip oldukları tarafından ele geçirilmiştir. Böyle bir toplumda insanlar en dar kişisel çıkarlarından hareketle davranırlar. Sanırım Gustave Flaubert sırf bu çıkarlardan kaynaklanan ikiyüzlü ahlak anlayışı nedeniyle; "Erdemin ilk şartı, burjuvalardan nefret etmektir" demişti. Rekabetin yol açtığı bireycilik ve bencillik burjuva dünyanın özüdür.

Sosyalizmi hedeflerken karşı çıktığımız tam da bu varolan koşullardır. Sosyalist olmak bu koşulları verili sayabilen modeli reddetmektir. Feuerbach Üzerine Tezler'in altıncısında; "İnsanın özü her tekil bireyin bir parçası olmuş bir soyutlama değildir. Kendi gerçekliğinde toplumsal ilişkilerin toplam sonucudur" tespitini yapar Marks. İnsanın özünün toplumsal ilişkilerin toplamı olduğunu söylemek, insanın özünün değişebilir olduğunu kabul etmektir. Buradan bakınca sosyalizmi insanın özünü değiştirme çabası olarak görmek de mümkündür. Koşulların değişmesiyle, insanın doğası da değişecektir. İnsan doğası hakkında tek gerçek bilgimiz, onun değişebilir olduğudur.

Devrim yapmak bir kopuşu gerçekleştirmek ve insan doğasının değişebileceği koşulları oluşturmak demektir. Burada kopuşun devrimin hem alt yapısının örgütlenmesiyle hem üst yapısal değişimlerle desteklenmesi gerekir. Üretim araçlarının sosyalizasyonu kapitalizmin yarattığı meta-insan tipinin maddi temelini ortadan kaldırmak için bir adımdır. Özellikle sosyalizmin kuruluşunda kapitalizmi yeniden üretmede en temel kaynak olan küçük meta üretiminin yok edilmesi için gerekli önlemleri almak, meta-insan üreten koşulları ortadan kaldırmak için zorunludur. Öte yandan gönüllü çalışmanın, üretimde maddi özendiricilerin yerine manevi özendiriciler koymanın, bilgi-iktidar ilişkilerini tersine çevirmenin önemi ortadır. Sosyalist inşa aynı zamanda insanal ilişkilerin geliştirilmesinin de yolunu açacaktır.

Kuşkusuz bilgilendirme pratikleri iktidar içeriklidir. Aklın bilgi yetersizliği, insanın seçimlerinin yanlış olmasına yol açar. İnsanlar seçimlerini yaparken iradi davranırlar. İrade akla dayanır. Ancak bu akıl da toplumsallıkla sınırlıdır. Doğanın ve toplumun dinamiklerinin ürünüdür. Bu nedenle akıl yürütme süreci de toplumsallıktan ayrı düşünülemez. Kapitalist üretim ilişkilerinde geçerli olan ve bize dayatılan sermayenin aklıdır. Yanlışı seçmek sonuçta bir ikna edilme pratiğine bağlıdır. Kapitalist düzende haklı kılma ve makulleştirme sermayenin aklına göre yapılır.

Bizim kavgamız kitlelerin kendi gerçek varoluş koşullarının bilgisine ulaşması kavgasıdır. İşte bu noktada ideoloji gündeme gelir. Onların aklı ile bizim aklımız arasındaki kavga ideoloji planında yürütülür. Bu kavga, sosyalizmden önce de sosyalizmin inşası sırasında da sürer. Kapitalizm alt edildikten sonra toplumun yeni düzeni benimseyip değişmesinde ideolojinin rolünün iyi kavranması gerekir. Çünkü iktidarın hegemonyasını meşrulaştıran ve onu yeniden üreten mekanizmaları, ideolojiyi temel almadan anlamlandıramayız. Toplum kendisini verili ideolojik koşullarda üretir. İdeolojik/kültürel mekanizmaların işlevi eski düzenden devralınan ideolojik alışkanlıkları değiştirerek yeni düzeni meşrulaştırmaktır.

Hem kapitalist insana değgin maddi temeli değiştirmek hem de ideolojik-kültürel-estetik duyarlılıkları dönüştürmek yeni bir insan tipinin ortaya çıkmasının yollarını açacaktır. İnsanlar kendi düzenlerine yani sosyalizme, kapitalizme olduğu kadar bile güvenemezlerse dönüştürme işinde bir sorun var demektir. Eski toplumun üretim ilişkileri kendi mantığına uygun bir insan tipi ortaya çıkarmıştır. Ve kapitalizmin mantığına uygun yetişen insanlar akıllı ve iş bilir insanlar sayılmaktadır. Oysa daha önce de belirttiğimiz gibi sosyalizm tüm kavramların; aşkın, dostluğun, sevginin, ortak yaşamanın dilini ve içeriğini değiştirecektir. Kapitalizmin mantığı bireyi öne çıkarır. Sosyalizm farklı bir düzlem, kolektif bir yaşam demektir.

XVII. yüzyılın ünlü İngiliz materyalist düşünürü Thomas Hobbes; "Homo homini lupus" yani, "insan insanın kurdudur" demişti. Kapitalist toplumun bütün insani, etik, politik ve ekonomik ilişkilerini özetleyen bir sözdür bu. İnsan kapitalizm koşullarında bir kurtlar toplumunda yaşar. Güçlünün zayıfı paramparça ettiği bu kurtlar düzeni özel mülkiyetten kaynaklanır. Sosyalizmin kurulması özel mülkiyetten kaynaklanan bu durumun kökünden değiştirilmesi demektir. Bir anlamda da insanın başkaları için yaşamak zorunluluğundan kurtarılması demektir.

Sosyalizm; paylaşmak, dayanışmak, ortakça bir yaşam kurmaktır. Ama sosyalizm aynı zamanda özel mülkiyetin insan duyarlılığını sakatlayan yönlerinden de kurtulmaktır. Böylece insan bireyselliğinin gelişmesinin önünde yeni ufuklar açılacaktır. Sonuç olarak sosyalizm özel mülkiyetin kurumlaşması sonucu ortaya çıkan kötülüklere ilaç olmak değil, o kötülükleri ortadan kaldıracak bir toplum düzeni kurmaktır. Özel mülk sahibi olmak ahlak bozucudur. İnsanı insana muhtaç ettiği için böyledir bu. Sosyalizm insanı insana muhtaç olmaktan, bu en acıtıcı duygudan kurtaracaktır. Yaratacağı toplumsallaşmanın doğal sonucu budur.

Özel mülkiyet kamusal zenginliğe dönüştüğünde ve iş bölümünün yerini işbirliği aldığında toplumun her bireyinin maddi refah sorunu kalmadığında hayat esas temelini ve esas çerçevesini kazanacaktır. Bireyciliğin değil, insanın kendi benzersiz bireyselliğini geliştirebileceği, acıya değil, sevince dayalı bir gelecek tasavvurudur sosyalizm. Ve insan doğasının değişebilirliği üzerine kurulmuş bir düzendir. Sosyalistler açısından sorun başkaları için değil ama başkalarıyla ortakça yaşamayı bir sevinç haline getirmektir.

İnsanın peşinde olduğu şey yaşamdır. İnsanın kendisiyle ve çevresiyle ahenk içinde olduğu mutlu bir yaşam. İşte bu insan soyunun ortak ütopyasıdır. Sosyalizm işte bunu sağlayacaktır. Oscar Wilde'ın dediği gibi "Ütopya ülkesini göstermeyen bir dünya haritasına göz atmaya bile değmez, çünkü orası insanlığın hep dönüp dolaşıp geldiği yerdir. Ve insanlık oraya indiğinde, ileriye ufka doğru bakar ve daha iyi bir ülke görerek, oraya doğru yelken açar. Gelişme ütopyaların gerçek olmasıdır."

Sosyalizm ütopyayla bilimin kesiştiği noktada durur. Çünkü o, Marks'ın bilimsel olarak gösterdiği gibi tarih tarafından oluşturulan iki sınıfın, proletarya ile burjuvazinin zorunlu ürünüdür. "Bu dünyayı kurtarma işinin üstesinden gelmek: İşte modern proletaryanın tarihsel görevi. Bu işin tarihsel koşullarını ve bu yoldan niteliğini derinliğine irdelemek ve böylece bugün ezilen ve bu işi görmekle görevli sınıfa, kendi öz işinin koşulları ve niteliği üzerine bilinç vermek: İşte proleter hareketin teorik dışavurumu olan bilimsel sosyalizmin görevi" der Engels. Bu görev eski düzen devrildikten sonra da başka biçimlerde sürecektir.

Özel mülkiyet insanlığın insanlaşmasının önündeki en büyük engeldir. Özel mülkiyet ilga edildiğinde meta üretimi ve bunun sonucu ürünün üretici üzerindeki egemenliği ortadan kalkar. Bu insanın hayvanlar dünyasından kesin kopuşu ve kendi öz toplum yaşamlarının efendileri olmaları demektir. Doğayla uyum içinde bir yaşam kurmak da ancak bu noktadan sonra gerçekleşecektir. "İnsanlara özgü bir şey olan ve şimdiye değin karşılarına doğa ve tarih tarafından verilmiş bir şey olarak dikilen toplum durumunda yaşam, şimdi onların gerçek ve özgür eylemleri durumuna gelir. Şimdiye değin tarihi egemenlik altında tutan yabancı nesnel güçler, insanların denetimi altına girer, insanlar, işte ancak bu andan başlayarak kendi tarihlerini tam bir bilinçle kendileri yapacak: Onlar tarafından harekete geçirilen toplumsal nedenler, ağır basan bir biçimde ve durmadan artan ölçüde, işte ancak o andan başlayarak onlar tarafından istenen sonuçları verecektir. İnsanlığın zorunluluk dünyasından özgürlük dünyasına atlayışıdır bu" diye tasvir eder bu dünyayı Engels.

Böyle bir dünyada, özel mülkiyetle sakatlanmış insan kişiliğinin ve insan doğasının da değişime uğrayacağı kuşkusuzdur. Karşı çıktığı toplumun ürünü olsa da sosyalizm koşullarında yaşayan insan, bir kez ne olduğunu öğrendiği, yön ve etkinliğini kavradığı olguları ve bu arada kendini değiştirme iradesine sahiptir. Sınıflı toplumda insanın anasından emdiği sütle birlikte öğrendiği şeylerden; rekabet ve bunun sonucu olan bencillik, vurdumduymazlık neme lazımcılık duygusundan kurtulacaktır. Sosyalizmin inşası dönüp dolaşıp kötülüğü, yoksulluğu, sevgisizliği yeniden üretecek koşulların varlığını ortadan kaldıracaktır. Sosyalizm, insanı insanlaştıracaktır.

İşte tüm bunlar gerçekleşemediğinde, geri dönüş söz konusu olduğunda, başarısızlığı yalnızca maddi koşullarda aramamak gerekmektedir. Sosyalizm bir inşa sürecidir. Bu yüzden ideolojik-politik-kültürel yanlışlar öne çıkar. Bu durumda kendi sistemini savunacak, koruyacak ve geliştirecek insanlardan mahrum olunduğu sonucuna varılmalıdır. Bu da kapitalizmin kendi insanını oluşturmadaki başarısının çok gerisine düşüldüğü anlamına gelir ki, önemli bir sorunumuz olduğu ortaya çıkar. Ekim Devrimi'nin bu yıl dönümünde kendini sosyalist olarak tanımlayan bir düzenin yeni insanı neden geliştiremediği, yani insanlaşmanın neden sağlanamadığı hala tartışılmayı beklemektedir. Burada sorgulayan akıl nerede durmaktadır sorusu ortadadır. Alınacak cevaplar gelecek sosyalizmin gelişmesinin yolunu açacaktır. Yeni Ekimler de ancak böylece mümkün olacaktır. İnsanlık yeni Ekimlere gebedir. Önemli olan yeni Ekimleri yenilenerek yaşatmak olmalıdır.