18 Ekim 2021 Pazartesi

Öğrenci gençlik yolu açıyor, yürüyelim!

Öğrenci gençlik mücadelesi, geçtiğimiz dönemi Boğaziçi direnişiyle kapattı. Kayyum rektörün istifası etrafında geliştirilen direniş ve nöbetin toplumun değişik kesimleri tarafından sahiplenmesi, sokakta militan hattan sürdürülen ortak mücadele sonunda kayyum rektör istifa etmek zorunda kaldı ve direniş kazanımla sonuçlandı. Boğaziçi direnişi değişik mücadeleci toplumsal kesimlere umut ve inanç aşıladı.

Yeni eğitim ve öğrenim yılı ise yüz yüze eğitime verilen uzun aradan sonra lise ve üniversitelerde kronikleşmiş bir dizi sorunla birlikte açıldı. Pandemiyle birlikte derinleşen ekonomik krizin öğrenci gençliğe değişik biçimlerde yansımasını yeni eğitim yılının başında görmeye başladık. Geride kalan 1,5 yıllık zamanda online eğitimin yarattığı sorunlar ve açığa çıkardığı eşitsizlik, yeni dönemde KYK yurtlarının kapasite azlığı ve fahiş fiyatları bulan özel yurtlar ve ev kiralarının merkezinde durduğu barınma sorunuyla birleşerek hak talepli bir mücadele konusu haline geldi. Üniversiteli öğrenci gençlik içinde sömürü düzenine karşı ciddi bir tepki birikmiş durumda.

Liseler bir yana, lisans ve önlisans düzeyinde 8 milyon 240 bini aşkın yükseköğrenim öğrencisi var. Örgün öğretimde okuyan yükseköğrenimdeki öğrenci sayısı ise yaklaşık 4 milyon. Buna karşılık KYK yurtlarının kapasitesi, örgün öğretim öğrenci sayısının yüzde 20'sini bile kapsamıyor. Resmi rakamlara göre KYK yurtlarının kapasitesi 696 bin kişiyle sınırlı. Üstelik yurtların çoğunda barınma, yemek ve hijyen koşulları oldukça kötü. Özel yurtlar ise hem oldukça pahalı hem de çoğu çeşitli politik İslamcı tarikat ve cemaatlerin denetiminde. Öte yandan öğrenciler için bir diğer barınma biçimi olan kiralık evler ise yüksek kira fiyatları nedeniyle alternatif olmaktan çıkmış durumda. İstanbul Planlama Ajansının verilerine göre İstanbul'da ev kiraları geçen seneye göre yüzde 66 arttı. Özellikle öğrenci gençliğin yoğun olarak ev tuttuğu bölgelerde fiyatlar bu oranın çok daha üstünde. Ev kiraları asgari 2,5-3 bin bandında seyrederken bu meblağ, üniversite ve fakültelere yakın veya merkezi yerleşim yerlerinde ise iki katına çıkıyor.

Öğrencilere verilen aylık KYK bursu ise 650 TL! On binlerce öğrenci geçim derdi nedeniyle hizmet sektörünün değişik alanlarında çalışmaya mahkum edilmiş durumda. Hal böyleyken faşist şef Erdoğan 20 yılda KYK burslarını 45 TL'den 650 TL'ye getirmekle övünüyor ve az bulanlara pişkin ve hadsizce "yüzünüze gözünüze dursun" diyebiliyor.

Tablo, üniversite gençliği bakımından böyleyken, saray şürekâsı bakımından ise bambaşka. Emine Erdoğan'ın yoksul Afrika'ya yaptığı gezilerde taktığı 30 bin euroluk saatler, sermaye gruplarına çekilen peşkeşler, Kuzey ve Güney Kürdistan başta gelmek üzere, Libya, Suriye ve Kafkasya'da savaşa harcanan paralar, çeteleşmiş sermaye gruplarının silinen borçları, mafyatik yollarla çökülen oteller, marinalar, yatlar, katlar, gemiler... Rant alanlarına ve projelerine sınırsızca akıtılan kamu kaynakları… Bir tarafta halkın yaşadığı yoksulluk, sefalet ve barınma gibi yaşamsal sorun, diğer yandan bir avuç asalak sömürücünün lüks, sınırsız israf ve sefası...

Zengin-yoksul ve devlet-halk şeklindeki çelişkilerden beslenen öfkenin giderek bir mücadele dinamiği haline geldiği, üniversiteli gençlerin barınma sorununa karşı başlattığı harekette kendini gösterdi. Aydın karakterinden dolayı öğrenci gençlik bütün bu eşitsizliği ve adaletsizliği toplumun diğer kesimlerinden farklı olarak faşist rejimle daha doğrudan ilişkilendiriyor, sorunun değişik boyutlarına bütünden bakabiliyor ve kriz tablosunun diğer parçalarıyla bağ kurarak harekete geçiyor, toplumsal hareketin öncü dinamiği haline geliyor. Barınma sorunu etrafında gelişen hareket bunun en güncel örneğini sunuyor.

Yeni eğitim-öğretim yılı, diğer sorunlar bir yana, yurt ve ev kiralarının pahalılığı ile KYK yurtlarının kapasite sorununun merkezinde durduğu barınma sorunu etrafında cereyan eden bir mücadeleyle başladı. Barınma sorununun çözülmesi ekseninde bir haftalık süreçte gerçekleştirilen değişik eylemler, farklı kentlerde başlayan gece nöbetleriyle yeni bir aşamaya geçti. İstanbul'dan başlayan hareket hızla diğer kentlere yayıldı, parklarda nöbetler tutulmaya başlandı. Barınma nöbetlerine daha ilk günden itibaren değişik toplumsal kesimler destek ve dayanışmalarını sundu. Direniş hızla toplumun gündemine girerken polisin de hışmına uğradı. Hareketin öne geçen talepleri ise "KYK yurt kapasitelerinin arttırılması, ev kiralarında fahiş fiyatların düşürülmesi ve kiralara üst sınır getirilmesi, burs miktarının arttırılması, kira destek bursu verilmesi" gibi maddelerde somutlaştı. Henüz birleşik bir zemine doğru genişlemese de gençliğin öncülüğünde yeni bir birleşik hareketin mayalandığı söylenebilir. Direnişin belirlenen talepler etrafında, çeşitli mücadele araç ve biçimleriyle, değişik tipten eylemlerle büyütülmesi ihtiyacı kadar yüksek kira gibi yaşamsal bir sorunla yüz yüze kalan milyonlarca yoksulu da kapsayacak bir yönelime, giderek bir halk hareketine evrilmesi perspektifine ihtiyaç var.

Nihayetinde barınma sorunu, zam ve yoksulluk sadece öğrenci gençliğin sorunu değil. Düşük ücretle geçinen işçi sınıfı ve emekçilerin, göçmenlerin yaşam koşulları her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Sokakta yatan evsizlerin sayısı giderek büyüyor. Öte yandan barınma sorunu ekonomik krizin diğer ağır sonuçlarını yaşayan kadınları da doğrudan etkiliyor. Erkek zulmü karşısında boşanma hakkını kullanmak isteyen kadınlar doğrudan doğruya yüksek fiyatlı kiralık ev sorunuyla yüz yüze kalıyor. Toplumsal adaletsizlik ve eşitsizliğe, faşist saldırganlık ve yasaklara, savaş harcamalarına, keskinleşen zengin fakir çelişkisinin sonuçlarına tepki ve öfke yoksullar arasında bir uğultu gibi yükseliyor. Bu gerçeklik içinde öğrenci gençliğin öncülük ettiği bu hareketi toplumun değişik kesimleriyle buluşturmak, kendi talepleriyle dahil olmalarını sağlamak, dayanışmayı geliştirmek, herkese insani koşullarda yaşanılabilir barınma hakkı talebini yükseltmek, direniş yerlerine dayanışma ziyaretleri örgütlemek, öğrenci aileleri başta gelmek üzere farklı kesimlerin direnişe dahil olacağı biçimler yaratmak, başta devrimci sosyalistlerin görev ve sorumluluğudur. 

Diğer yandan hareketin tıpkı Boğaziçi direnişi gibi hızlıca siyasallaşıp farklı toplumsal kesimleri de harekete geçirerek faşist şeflik rejimine karşı mücadele mevzisine dönüşme potansiyeli de oldukça yüksek. 

Keskinleşen mevcut toplumsal çelişkiler ve çatışmalar, iç krizler, biriken öfke bunun fazlasıyla verisini sunuyor. Buna kitle hareketinin geri çekilme döneminin giderek değiştiği, kendisini değişik biçimlerde sokakta göstermeye başladığı, giderek daha fazla iradeleştiği gerçeğini de eklemeliyiz. Tüm bu gerçeklik içinde, Mao'nun toplumsal mücadelenin ve isyanların patlamasında herhangi bir hareketin oynayabileceği rol konusunda o ünlü sözünü mutlaka hatırlamalıyız; "Bir kıvılcım tüm bozkırı tutuşturabilir!"

Başta komünist gençlik olmak üzere, marksist leninist komünistler, başlayan bu harekete gençliğin ve yoksulların güncel ekonomik taleplerinin kararlı savunucusu olmak kadar, elbette öncünün devrim programının bu türden sorunlarına çözüm maddelerini de bayraklaştırarak dahil olmalıdır. Gençliğin ve milyonlarca emekçinin çözüme dair güncel taleplerinin yanı sıra, "Büyük emlak sahipleriyle, devletin mülkiyetinde bulunan tüm yapılar ve kentsel araziler ile büyük iç ve dış ticaret halk mülkiyeti haline getirilecektir" ve "Konut sorununun çözümüne, bir toplu konut seferberliğiyle ve halk mülkiyetine dönüştürülen konutların öncelikle yoksul ve bakıma gereksinen emekçilerin kullanımına sunulması yoluyla başlanacaktır" diyen devrimci programın görüş açısı propagandada bize yön vermelidir. Sorun palyatif çözümlerle, göz boyama kabilinden şurada burada üç beş tane yurt binası yapmakla ve yalnızca yoksullar arası dayanışmayla çözülemeyecek kadar ağırdır. Patronların düzeni olan kapitalizm ve koruyucusu faşist şeflik rejimi devrilmedikçe yoksulların yaşamsal sorunlarına anlamlı bir çözüm bulunamayacağı açıktır.

Parklarda, banklarda kalmak şeklindeki pasif bir direniş biçimi halinde başlayan ancak hızla toplumun ilgisiyle büyüyen bu hareket, gençliğin yaratıcı ve öncü eylemleriyle buluşturulmalıdır. Sorunun içeriği çözüm için yapılacak eylem hattını fiili-meşru mücadele yöntemleriyle ele almayı zorunlu kılıyor. Parkları yaşam alanı haline getirmek gibi fiili eylem tam da buna işaret ediyor. Park ve meydanlarda çadır kurarak alan tutmaktan boş olan konutların işgaline ve kira grevlerine kadar bir dizi eylem gençlik başta olmak üzere birleşik mücadelenin konusu yapılabilir.

Komünist gençlik ve devrimci sosyalistler hareketle bugüne kadar kurduğu zayıf ilişkiyi, bu görüş açısına bağlı biçimde devrimci pratik içinde değiştirmelidir.

*İşçi Sınıfı ve Ezilenlerin Sesi ATILIM gazetesinin 24 Eylül tarihli 29. sayı Başyazı köşesi.