18 Ekim 2021 Pazartesi

HDP'nin deklarasyonu ve faşizme karşı mücadelenin gerekleri

HDP deklarasyonunun iki yönlü bir politik karakter taşıdığını söyleyebiliriz: Emekçilerin ve ezilenlerin faşist şeflik rejimine karşı mücadelelerini birleştirip büyütme yönü ile burjuva parlamentarizmi sayesinde demokratik dönüşüm yaratma yönü. Devrimci sosyalistler, HDP'de burjuva seçim müsameresinde antifaşist kitle mücadelesini ve halklarımızın üçüncü cephesini büyütmek için ne imkan kaldıysa değerlendirme, halklarımızın umudunu ölmüş burjuva parlamenter sisteme bağlanmasının önüne geçme sorumluluğunun başlıca taşıyıcılarıdır.

HDP'nin "Demokrasiye, Adalete, Barışa Çağrı Deklarasyonu" 27 Eylül'de açıklandı. Deklarasyon, beklendiği gibi halklarımızın devrimci ve demokratik dinamikleri tarafından da, burjuva partiler tarafından da ciddi bir politik ilgiyle karşılandı. Nasıl karşılanmasın ki? Hem faşist AKP-MHP bloku hem de burjuva muhalefet bloku, hele de erken seçim kazanının kaynamakta olduğu bu süreçte, HDP'nin politik doğrultusuna dikkat kesilmiş haldeler. Faşist şeflik rejiminden kurtulma umudu besleyen milyonlarca emekçi ve ezilen içinse, HDP zaten faşizme ve sömürgeciliğe karşı birleşik demokratik mücadelenin başlıca adresi durumunda.

Açıklamayı izleyen bir hafta içinde, HDP eş genel başkanları ve sözcüleri deklarasyonda vurgulanan "geçiş dönemi ilkeleri"ni propaganda ettiler. CHP ve Millet İttifakı'ndan diğer partiler HDP'yi parlamentoda meşru siyasi muhatap olarak gördüklerini ifade etmeyi sürdürdüler. Faşist şef Erdoğan ve faşist saray iktidarının demagogları ise HDP'nin politik deklarasyonunu görmezden gelmeyi tercih ettiler ve tabii ki faşist psikolojik savaş diliyle konuşmaya devam ettiler.

HDP deklarasyonu, kuşkusuz ki, faşizme, sömürgeciliğe ve ataerkiye karşı demokratik mücadelelerin büyütülmesi açısından güncel politik düzlemde önem taşıyor. Her şeyden önce, HDP'nin burjuva parlamento seçimleri için burjuva muhalefetle bir ittifak arayışında olmadığını açıkça ortaya koyması, "demokrasi ittifakı" söylemini halklarımızın mücadele birliğiyle, emek, kadın, gençlik ve ekoloji hareketlerinin ortak mücadelesiyle içeriklendirmesi, onun, ezilenlerin birleşik demokratik cephe partisi olarak, karşıdevrimci her iki burjuva cephe karşısında üçüncü cephenin etkin bir siyasi sözcüsü olarak adımlayacağı mücadele güzergahına işaret ediyor. Keza cumhurbaşkanlığı seçiminde politik önceliği, faşist şef Erdoğan karşısında sivrilen burjuva muhalefet adayının desteklenmesine değil, halklarımızın demokratik taleplerinden temellenen ilkelerin savunulmasına veren yaklaşım da bugün için, halkçı demokratik üçüncü cephe siyasetine bağlanmış oluyor.

HDP'nin deklarasyonda somutlaştırdığı politik tutumu, işçilerin, yoksulların, kadınların, gençliğin, Kürtlerin, Alevilerin, ezilen tüm ulusal ve dinsel toplulukların, LGBTİ+'ların, yaşam tarzı özgürlüğü isteyenlerin, ekoloji savunucularının, demokrat aydın ve sanatçıların en acil siyasal ve toplumsal taleplerine tercüman oluyor. Böylelikle, emekçileri ve ezilenleri faşist şeflik rejimine karşı politik mücadelede daha geniş biçimlerde saflaştırmaya alan açıyor.

Öte yandan, deklarasyonda "geçiş dönemi ilkeleri" olarak adlandırılan ve 11 maddede sıralanan acil siyasal ve toplumsal dönüşümler, parti programına ruhunu veren halkçı demokratik iktidar amacından daha sınırlı ve daha geri bir politik pozisyona denk düşüyor. Zira emekçilerin ve ezilenlerin acil siyasal ve toplumsal talepleri uğruna dövüşmek, böylece kazanılacak her demokratik reformu devrime basamak kılmak bir şey, bütünsel bir acil reformlar paketini programlaştırmak, bunu demokratik bir dönüşümün kılavuzu saymak ise başka bir şey. Bu ikincisi, politik niyetlerin ötesinde, faşist şeflik rejimine karşı burjuva demokratik bir rejim hedefine angaje olmaya kapı açıyor.

Buradaki politik sınırlanma, halk tarafından "seçimlerin demokratik cumhuriyetin oluşması açısından tarihimizin en önemli dönemeçlerinden biri olarak nitelendirildiği"nin özellikle vurgulanmasında, daha da önemlisi, "demokratik parlamenter sistem" hedefinin konulmasında da kendini gösteriyor. Daha doğrusu, acil reformlar paketi, faşist saray iktidarına seçimlerle son verme yolu ve demokratik parlamenter sistem hedefi, bu üçü bir arada, geçiş döneminin reformcu programını ve stratejisini meydana getiriyor.

Tam da burada iki temel soru gündeme geliyor: Antifaşist öncü güçler emekçilerin ve ezilenlerin politik mücadelesini neden demokratik parlamenter sistem hedefine bağlasınlar? Ve antifaşist öncü güçler emekçilerin ve ezilenlerin seçimlerle büyük bir politik dönüşüm gerçekleşeceği beklentisini neden aynen paylaşsınlar?

Faşist şeflik rejiminin işlevsizleştirdiği burjuva parlamentonun önceki niteliği, demokratik parlamenter sistem hedefinin nesnel olarak nasıl karşılık bulabileceği hakkında yeterince veri sunar. Orada bütün burjuva partiler sendikal hakların budanmasında, toplumsal kaynakların sermayenin hizmetine sunulmasında, kamu hizmetlerinin ticarileştirilmesinde, mülteci işçilerin kanının içilmesinde birleşirler. Aralarındaki fark, burjuva fraksiyonların maddi çıkar çelişkileri kadardır. Orada bütün burjuva partiler Kürtlere ulusal statü tanımamakta, anadilde resmi eğitimi reddetmekte, savaş ve işgal tezkerelerini onaylamakta, İmralı tecridini sürdürmekte birleşirler. Aralarındaki fark, Kürtlere bireysel kültürel haklar bahşetme ya da bahşetmeme tutumlarındaki nüans kadardır. Orada bütün burjuva partiler erkek egemen sistemi savunmakta, erkeklerin temel toplumsal ayrıcalıklarına dokunmamakta, LGBTİ+'ların haklarını yasalaştırmamakta birleşirler. Aralarındaki fark, erkek tahakkümünün en katı veya daha yumuşak biçimlerinden yana tercihleri kadardır.

Şimdi, emekçilerin ve ezilenlerin umutları ve mücadeleleri, çoktan çürümüş ve ıskartaya çıkmış eski parlamenter biçime burjuva demokratik bir diriltim aşısı yapmanın ötesinde bir getirisi olmayacak demokratik parlamenter sistem hedefine neden endekslensin? CHP'nin, Millet İttifakı'nın, burjuva muhalefetten 6 partinin "güçlendirilmiş parlamenter sistem" afyonuna maruz kalmaya neden kapı aralansın? Faşist şeflik rejiminin karşısına neden halkçı demokratik bir iktidar hedefiyle çıkılmasın?

Tartışmamızda politik koşulların gerçekliğine doğru bir adım daha atalım.

2018 seçimleri dönemeciyle, Erdoğancı faşist şeflik rejimi, politik yürütme gücünün seçimle el değiştiremeyeceği bir yönetim biçimi olarak yapılanmasını tamamladı. Faşist saray darbesinden günümüze, seçimlerin tedricen eriyen politik anlamına ve işlevine bakalım. 7 Haziran 2015 seçim sonuçlarının iptal edilmesi, 1 Kasım 2015 seçimlerinin büyük kitle katliamları gölgesinde gerçekleştirilmesi, HDP'li seçilmiş vekillerin hapishaneye konulması ve HDP'li seçilmiş belediyelerin kayyumla gasp edilmesi, 16 Nisan 2017 başkanlık referandumunun hileyle sonuca bağlanması, 24 Haziran 2018 cumhurbaşkanlığı seçiminde HDP adayının hapishanede tutulması, 31 Mart 2019'da İstanbul belediyesi seçiminin zorla tekrarlatılması, bugün de seçim yasasının faşist şefe yeni avantajlar yaratmak üzere elden geçiriliyor olması, bütün bunlar, faşist şeflik rejiminin ilk seçimlerde son bulacağı beklentisinin temelsizliği hakkında yeterince veri sunar. Aynı zamanda, faşist şeflik rejiminin yıkılışının ancak ve yalnızca ezilenlerin birleşik antifaşist direnişinin ürünü olabileceği gerçeğine işaret eder.

Şimdi, Erdoğan'ın faşist saray saltanatından hakikaten kurtulmak isteyen emekçi ve ezilen milyonların "ilk seçimde gidecekler" parlamentarist rüzgarına kapılmalarına neden ortak olunsun? Burjuva muhalefetin halklarımızın faşist şeflik rejimine karşı direnişe arzulu kesimlerindeki mücadele bilincini kemiren ve antifaşist tepkiyi mevcut politik düzene soğuran, dolayısıyla faşist şefe koltuk değneği olmaktan başka bir işe yaramayan seçim manevralarının beyhudeliği neden açığa vurulmasın? Faşist şeflik rejimine karşı tek çarenin ezilenlerin birleşik antifaşist direnişini büyütmek olduğu gerçeği neden bayraklaştırılmasın?

Bütün bu belirtilenlerin ardından, HDP deklarasyonunun iki yönlü bir politik karakter taşıdığını söyleyebiliriz: Emekçilerin ve ezilenlerin faşist şeflik rejimine karşı mücadelelerini birleştirip büyütme yönü ile burjuva parlamentarizmi sayesinde demokratik dönüşüm yaratma yönü.

Birinci yönde, HDP'nin halkçı demokratik varoluşu, ezilenlerin birleşik demokratik alternatifi olarak yükselişi, antifaşist cephenin genişlemesine temel teşkil edişi vardır. HDP'nin politik dinamizmi tamamen bu birinci yönden kaynaklanır. Deniz Poyraz'ın katledilmesine karşı antifaşist kitle öfkesi, "HDP'liyiz, her yerdeyiz" halk buluşmaları, Esenyurt'tan Bursa'ya, Batman'dan Şırnak'a Siirt'e kitlesel halk mitingleri, "Kadın yoksulluğuna hayır, kadınlar için adalet" kampanyası, cins kırımına karşı kadın eylemleri, yoksulluğa karşı sokaklarda halk kürsüleri, İmralı tecridine karşı kitle gösterileri bu birinci yönün güncel planda cisimleşmesidir. İkinci yönü aşıp yürümeye kadir olan HDP'nin mücadeleci geleceğinin de ifadesidir bu.

Devrimci sosyalistler, HDP'de bu mücadeleci yönün en tutarlı ve en kararlı temsilcileri, politik bakımdan adanmış öncüleridir. Burjuva seçim müsameresinde antifaşist kitle mücadelesini ve halklarımızın üçüncü cephesini büyütmek için ne imkan kaldıysa değerlendirme, fakat halklarımızın umudunun ölmüş burjuva parlamenter sisteme bağlanmasının kesinkes önüne geçme, ezilenlerin faşizme karşı birleşik direnişini sokakta örgütleme sorumluluğunun başlıca taşıyıcılarıdır.

*İşçi Sınıfı ve Ezilenlerin Sesi ATILIM gazetesinin 08 Ekim tarihli 31. sayı başyazısı.